Resimde Yeni Bir Yapılanma Modeli - Halil AKDENİZ (Edebiyat Eleştiri, Mart 1993)
İtalyan yazar-estetikçi Umberto Eco’nun sanat yapıtı ve izleyici arasındaki iletişimin ne şekilde gelişebileceğine yönelik düşünceleri temelde şu saptamaya dayandırılabilir: “Okura (izleyiciye) tek bir anlamın kendini zorla kabul ettirmesini önlemek gerekir.” Eco’ya göre; sanat yapıtının izleyicinin özgürce katılımını bir ön-durum olarak gerçekleştirebilmesi ve izleyicinin yapıttan onun söylemediği ama varsaydığı şeyleri çıkarabileceği işbirliği ortamının yaratılması gereklidir.1 Açıkça; bir sanat yapıtının yoruma açık olduğu savı üzerine gelişen bu düşünceler, sanat yapıtının tembel bir makine olduğu ve izleyici tarafından harekete geçirilmesi gerektiği uyarısında bulunur. Çünkü izleyicinin yapıtta yer alan kimi unsurlardan hareketle bir okuma-anlama ve yorumlama sürecine girmesi, yapıtın tüketilmesini de sağlayan ideal bir ilişkinin gerçekleşmesini sağlayacaktır.
Eco’ya bağımlı bir kapsamda sözünü ettiğimiz yapıtı anlama-yorumlama istemini öngören süreç, aslında göstergebilim ve anlambilim ilkeleri doğrultusunda yapıta dönük eleştiri sisteminin bir parçası olmaktadır.
Resmini uzun araştırma ve denemeler sonunda tarihsel çevre ve kültür verileri üzerine kuran, Anadolu Uygarlıklarına ilişkin işaret, yazı ya da simgeler ile anlam iletişimini sağlayan Halil Akdeniz’in sanatı, içerdiği göstergeler ve çağrıştırdığı anlamlar bakımından bu tür bir okuma-anlama uğraşına olumlu bir örneği teşkil etmektedir. Başta belirtmek gerekirse; bu uğraşın, sanatçının yapıtını oluşturma gerekçeleriyle ya da düşünceleriyle tümden örtüşmesi gerekmez. Aslolan, yapıt üzerine varsayımlar üretebilme, düşünebilme ve çoğaltabilmelidir. Akdeniz’in resmi bu açıdan kolay tüketilir, anlaşılır ve bildik unsurları içeren bir resim olmadığı için, izleyicinin daha işin başında hareket edebilme cesaretini kıran bir yapıya sahiptir. Ancak, sanatçının izleyiciye sunduğu ipuçları, tematik eğilimin de önerdiği bir düzlemde istekli ve ısrarlı izleyicide pek çok çağrışım ile yorumu hazırlayacak düzeydedir.
Bu yazıda, resimde yepyeni bir yapılaşma modeli olarak tanımlayabileceğimiz Halil Akdeniz’in yaklaşımını içerdiği görsel unsurlara dayanarak anlamaya ve bulgularımızı serbest (spot)-okumalar biçiminde netleştirmeye çalıştık.
I.
Halil Akdeniz, geleneksel anlamda tuval resmiyle, tuval yüzeyinin sorunlarıyla uğraşan bir sanatçıdır. Onu bu dar anlamdan kurtaran, geleneksel tavır içinde farklı kılan nokta, tuval yüzeyini algılama ve kendi isteği doğrultusunda kullanabilme yönelimidir. Gerçekte Türk Resminde üstüste tuval ya da eşdeğer yapıda olmayan ikili (diptik) tuval gibi, temel fiziksel konum ayrıcalıklarını deneyen, resminin sorunlarına uyarlayan ilk sanatçı odur. Bu tür geometrik yapı özelliklerini kendi adına geliştirirken, yöneldiği tema ile plastik anlatımı bu derecede özdeşleştirme durumu, Akdeniz’i başlangıçta özel bir konuma getirmiştir aslında.
II.
Sanatçı uzmanlık eğitimini tamamladığı Almaya dönüşünde, Soyut-geometrik ilgilere olan yakınlığı ile dikkati çeker. Aslında bu dönem, yüzeysel etki sorunu temelinde çeşitlenen bir dizi başlangıç resmini kapsar. Boyaresmin kendi adına gereksindiği gereçle ve yüzeyin olası çözümleri çağrıştırdığı bir tanışma dönemidir bu.2 Çünkü; buradan sağlanan birikim, sanatçının 1977-1978 yılları arasında yaşadığı İzmir’de yüzyüze kaldığı güncel bir sorunla örtüşerek, plastik bir düzenleme için gerekli olan alt yapıyı kolaylıkla sağlamıştır.
İzmir kenti için yaşamsal bir gerçeklik boyutunda ağırlığını duyumsatan “Körfez Kirlenmesi” olgusu, Akdeniz’in ilgisiz kalmadığı ve ilk hesaplaşmalarını sanatsal düzleme taşıyarak, giderek ana tema durumuna getirdiği önemli bir sorun olmuştur. Olayı açık göstergeleriyle öykünmekten çok, bu olgudan yeni bir yüzey-renk ve biçim ilişkilerini geliştirecek dizi resimlere yönelmiştir. Sorunun toplumsal-ekolojik açıdan önem ve ciddiyetini belirlemenin ötesinde, sorunun o dönemdeki konumunun bilimsel veri ve göstergelerle sanatçı tarafından estetize edilmiş, yalın ve doğrudan anlatımlarla ele alındığı görülür. “Körfez Kirlenmesi Üzerine Görsel Notlar” dizisi, bu anlamda birer ‘durum saptaması’ olmaları bakımından ekolojik bir olgunun gelişimini irdeleyen “belge resimler” de oldular aynı zamanda.
III.
Akdeniz’in 1987 yılından itibaren Ankara’da yaşaması çevreye yönelik bakışına yeni açılımlar kazandıran bir dönemi başlatır. Bu süreçte sanatçı, önce Batı Anadolu’da yer alan Eski Yunan Uygarlıklarını, hemen ardından Orta Anadolu’nun geçmiş kültürel zenginliklerinden birini oluşturan Hitit Uygarlığı’nı da kapsamına alan bir tarih-toplum incelemesine girişti. Baştan beri süregiden güncele ilişkin gözlemler, aynı resim yüzeyinde kimi seçilmiş işaretsel unsurlar aracılığıyla geçmişe dönük verilerle yan yana geldiler. Bu durum, sanatçının (belki de) isteyerek yarattığı işaretler-göstergeler ve içerdikleri anlamların çatışmasına yol açtı.
Aslında “Körfez Kirlenmesi” temasını özel bir plastik yorum düzeyinde ortaya koyan tüm unsurlar, biçim-anlam ilişkisinde özgünleşen bir dil’e (söylem) dönüşerek gelişen ve çeşitlenen bir resim anlayışını ortaya koymuşlardır. Aynı şekilde, yeni dönem resimlerinde, tarihsel (arkeolojik) ve kültürel değerler dizgesine de karşılık gelmesi için saptanan biçimler, her zaman ki çok yönlü, uyarıcı ve anlam taşıyıcı işlevlerini sürdürmektedirler.
Özellikle, anlamı yalın ve etkili bir çok göstergenin, izleyicinin zihninde yapıtı bir üstdil düzleminde yeniden kurmaya zorlayacak bir itki gücüne sahip olduğunu belirtmek gerekecektir. Bu bakımdan Akdeniz’in resminin oluşum aşamalarında, çizgi-renk karmaşıklığının arınması ya da eleman seçiminde gösterdiği titizliğin önemli bir nedeni vardır.
IV.
Akdeniz’in resimlerinde fon işlevini de gören yüzeyin aslında, sanatçının arkeolojik ilgilerinin yansıması olan simge bir yüzey olma durumu da ayrı bir saptamadır. Öyle ki, yüzeyin doku (texture) karakteri, tümüyle resme temel olan düşüncenin görselleştiği ilk aşamadır. Ve bu doku, Akdeniz’in resimlerinde ayırdedici bir kimlik, bir imza olma durumundadır artık.
V.
“Anadolu Uygarlıkları - Görsel Notlar” dizileri, resimleri temelde “alıntılama” yönelimli bir oluşum içerir. Sanatçının resimlerinde öykündüğü tarihsel döneme ilişkin bilgi aktarımı sağlayacak simgelerin seçimi, bu alıntılama yöntemine dayandırılıyor. Aynı resmin yüzeyini kendi tarihsel ve toplumsal bağlamından alıntılanmış bir biçim, yeni bir anlam yüklenmesi ile başka bir bağlam içinde yeniden varolabiliyor. (Decontruction and Reconstruction: Sökme ve kurma) Ya da, aynı biçim (simge) alıntılandığı köken ve birikimin çok ötesinde güncele ilişkin yeni bir takım biçimlerle yüzyüze kalıyor. Anıt mezarlardan alınmış yazı veya işaret, bir ölçme aracılığıyla (Gönye, mira ve jalon gibi) ilişkiye sokulduğunda kültürler ve ortamlararası ilişki motifi ile açıklayabileceğimiz bir durumu ortaya çıkarıyor.
VI.
Halil Akdeniz; imgeye, giderek çağdaş görsel bir dilin oluşumuna önem vermektedir. Bu nedenle imgeyi hedefleyen yan unsurlardan büyük ölçüde yararlanır. Seçilmiş nesne ya da görüntü (biçim) aracılığıyla iletmek istediği anlama (düşünceye) yönelik irdeleyici bir sistematik içinde hareket eder. Uyarıcı düşünce etkisini sağlayacak bir anlamı geliştirme çabası, giderek disiplin, denge ve uyum gibi plastik kaygıların isteklerine yanıt veren bir düzenlemeyi gerekli kılar. Bu yüzden Akdeniz’in resmi, uzun soluklu, coşku belirtilerini gizleyen, kolay çözümlenemeyen bir yapı arz eder. Sonuçta Akdeniz’i, imgeyi sorun olarak belirlemesi ve ele alış tarzı ya da imgeye yönelik görsel anlatım olasılıklarını deneme bakımından Kavramsal Sanat (Conceptual Art) ilgilerine koşut bir düzlemde değerlendirmek doğru olacaktır. Bu noktada sanatçıyı, düşüncenin kavram boyutundaki varlığıyla yetinmeyerek, onu en iyi görselleştirecek gereç ve donanımla sunuluşunu esas alan bir ressam olarak da nitelememiz mümkündür. Çünkü; salt düşünce, onu sanatsal bağlamda görünür kılan bir çözümleme olmadıkça tekil ve geçici kalmakla yükümlüdür. Akdeniz, bu gerçeğin ayırdında, yaşadığı topluma köktenci bir bakış yönelterek resminin iç-dinamiklerini oluşturacak düşünsel ve pratik sonuçları yakalamasını bilmektedir.
2 Bakınız: “Halil Akdeniz’le Görüşme”, Yeni Boyut, Sayı 10, Şubat 1993, s. 29-32.
Mümtaz Sağlam